Eğitim Sistemi ve Çözüm Önerileri - İsmail Hakkı Küpçü

12.11.2006

Önceki
Ana Sayfa
Geri Dön
Sonraki

 


Tüm İnternette
Bu Sayfalarda
Google

 

 

EĞİTİM SİSTEMİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

 AMAÇ

Balasagunlu Türk Yusuf Has Hacip 1069 yılında yazdığı “Kutadgu Bilig” adlı eserinde şöyle diyor:

Bilgi bil, şerefli mevki kazan.

Bilgi su gibidir, herkese yarar.

Ne kadar çok bilirsen yine öğren.

Herşeyi biliyorum diye düşünürsen

Sen ilimden uzaksın”

Bir milletin geleceğini aydınlatan en önemli konu eğitimdir. Müslümanlıktan sonra 900’lü yıllara kadar Araplar, 1000-1600 yılları arasında Türkler, 1492’den sonra Avrupa, Prusya döneminde Almanlar, 1861 iç savaşından sonra Amerika, 1870’lerde Meici döneminde Japonya hep eğitime verdikleri önemin katkılarıyla gelişmişlerdir. Bu nedenle gelişmekte olan ülkelere yapılacak yardımlarda, öncelik eğitime verilmelidir.

Eğitimin; vatan hizmeti gibi kutsal bir görev olduğu okulda, iş yerinde, camide(toplu ibadet yerlerinde), basında, askerlikte, velhasıl her yerde vurgulanmalıdır.

Eğitim ve öğretim kavramları arasındaki farkı bilerek sistemler kurulmalıdır.

Eğitimin amacının ne olduğu uzmanlarca tartışılmalıdır. Hangi tür eğitimin, insanları ne tür sonuçlara götürebileceği araştırılmalıdır.

Türkiye’de uygulanacak eğitimden birinci amaç, Türklerin özelliklerini bilinç altından çıkarıp, hayata uygulamalarını sağlamak olursa, başarı oranı yükselir.

İkinci amaç, insanları “düşünmeye” zorlamak olmalıdır. Çünkü dünya şartları farklılaşmaktadır. Üretim biçimi değişmektedir. İletişim araçları gelişmektedir. Ekonomik ilişkiler yenilenmektedir. Bütün bunlara uyum sağlayarak ülkenin gelişmesini gerçekleştirmek için insanlar düşünmeye zorlanmalıdır. Nitekim Kur’an- Kerim’de en çok geçen sözlerden birisi de, “hiç düşünmez misiniz?” uyarısıdır.

Üçüncü amaç, Türkiye’nin gelecekle ilgili olarak kurgulayacağı, ekonomik kalkınma modelini destekleyecek eğitim alt yapısını oluşturmak olmalıdır. Örneğin, bilişim endüstrisinde dünyada etkili olabilmek için şimdiden matematik eğitimine ağırlık verilmelidir. Diğer taraftan insanların genel becerilerini artırmak için kitle eğitimine yönelmelidir.

Eğitimden dördüncü amaç, şahsiyetli ve kâmil (olgun) insanlar yetiştirmektir.

Eğitimin amacı, robotlaşmış insanlar yetiştirmek değildir. Öğretimin gayesi de, zihinleri bilgiyle doldurmak olamaz.

İnsanların ve toplumların ortak mutluluk ve huzurlarını bozacak davranışların haricindeki her türlü “tabu” hakkında düşünülmeli, tartışılmalı ve gerekirse kaldırılmalıdır. İnsanların toplumsal uzlaşma için uyumlu davranmaları istenirken robotlaşmaları bu şekilde önlenebilir.

Eğitimde bu amaçlara ulaşabilmek için; ilköğretim, lise, üniversite gibi okullar ile ibadet yerleri, çıraklık eğitim merkezleri, yazılı ve görsel basın dahil her yerde ve her seviyedeki insanları eğitirken, aşağıdaki konular bir bütün halinde işlenilmelidir:

1.Milletin inançları, davranış biçimleri ve değer yargıları

2.Çağdaş ilim ve çağdaş teknik.

Birinci maddede belirtilenleri Kırgız Türklerinden Muhtar Şahanov’un Şafak Sancısı adlı kitapta yayınlanan bir şiirinden alıntı yaparak açıklayabiliriz (s.6). “Her insanın kendi anasından başka dört anası olmalı. Bunlar; anayurt, anadil, gelenekler ve milli tarih”. Maddi ve manevi unsurlar birlikte verilmez ise, insanların bir yönü eksik kalır. Ne kendi uzun süre mutlu olabilir, ne de ülkesine yeterince faydası olabilir. İnsanlığa da yararı dokunmaz.

Bir insanın kendisine ve çevresine faydalı olabilmesi için şahsiyetli olması gerekir. Şahsiyetli olması, yani kendisine sahip çıkması, hayatla olan ilişkilerinde dürüst ve hareketli olmasına bağlıdır. Bunun için ise bilgili olması, bilgiyi kullanmasını bilmesi ve ayrıca çaba göstermesi şarttır. Bilgili olmak için eğitim, bilgiyi kullanmak için irade, çaba göstermek için istek gerekir.

Normal ortamlardaki davranışlar için, iradenin sadece pozitif bilimlerin (akli bilimler) bilgileriyle donatılması yeterli olabilir. Ancak esas olan insanların, kimsenin bilmediği ve görmediği ortamlardaki davranışlarını düzgünleştirmektir. Eğitim ve öğretimle verilenlerin bu ortamlarda etkili olabilmesi için, iradenin nakli bilimler denilen dini bilgilerle desteklenmesi şarttır. Dini bilgiler verilirken, insanların huzura ulaşmalarını engelleyecek zorlaştırmalar ve tabular şeklinde verilmemelidir. Bilim, teknik, din, doğa ve sanatın hepsi insana hizmet etmelidir. Allah, Kur’an’ı Kerim’inde evreni, kâmil insanlar için yarattığını beyan etmektedir.

Yeni dünya şartlarına uyum sağlamak ve kalkınmayı gerçekleştirebilmek için şuur altında, belki de bir kısmı genlerimizde olan özellikler yetmeyebilir. Hatta bazen engelleyebilir. Bir toplumda -ki dünyadaki çoğu toplumlar için bu sav geçerlidir- insanların bir bölümü, düşünmekle sorumlu olmak istemezler. Kendilerine verilen görevleri yaparak ekmek paralarını kazanmak, iş dışında ve hattâ işlerinde bile ilave sorumluluk almamak isterler. Bu gibi kişilere düşünme ve sürekli çalışma gerektiren üst görevlerle birlikte hesabı istenecek sorumluluklar verilmesi yararlı olmaz. Zaten maddi-manevi ek bir kazanç sağlamadan sorumluk verilmek istenirse, çoğunun kişisel tercihi, kabul etmeme olacaktır. Bu nedenle halkın, önderlerin ve aydınların ortak hedefe yönelik olarak “düşünme”lerini sağlayacak sistemler geliştirmelidir.

Bir ülke için özürlü ve engelli çocukların eğitimleri çok önemlidir. Her insanın hayatında, özürlü veya engelli olması ihtimali vardır. Kimse bu ihtimalden münezzeh değildir. Dolayısıyla konu aslında her insanı ilgilendirir. Özürlü ve engelli insanlarımızı topluma katkı yapacakları şekilde yetiştirmek ve desteklemek şarttır.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM

İnsanları düşünmeye alıştırma işlemi, çocukların mantıklarının oluşmaya başladığı üç yaşından itibaren uygulanmalıdır. Birbirlerine zekâ, bilgi ve beceri açısından yakın olan insanların bir arada eğitilmeleri düşünme alışkanlığının yerleşmesinde etkili olur. Kendisinden daha düşük kapasiteli çocuklarla birlikte okuyan ve çalışan kişinin kendini geliştiremesi zordur. Aksine, tembelliğe bile alışması söz konusudur. Benzer şekilde daha düşük kapasiteli çocuklar, zeki insanlarla birlikte olurlarsa kendilerini daha küçük görebilirler. Kendilerini küçük gören çocukların, hayatları boyunca kendilerine güvenleri olmaz. Bu nedenle çocuk yuvası ve anaokulu eğitimi ile eğitimde kullanılacak yöntemler önemlidir.

Ancak, günümüz şartlarında devletin sermaye gücü, çocuk eğitim merkezlerini çoğaltıp geliştirmeye yetmez. Halkın desteği gerekir. Çocuk eğitim merkezlerinin çoğalmasında sivil kuruluşlar, özel sektör ve devlet kuruluşları ile halktan da yardım alınabilir. Kurumlar, kâr amacı gütmeyen çocuk yuvaları açmaları için zorlanabilir. Çünkü çocukların küçük yaşta edindikleri yapı ileride çok zor değişmektedir. Dolayısıyla bir ülke için çocukların eğitimi çok önemlidir.

Devletin yetişemediği bu “eğitim ve terbiye” işini çocukların aileleri yapmaktadır. Ailelerde de bu görev en çok annelere düşmektedir. Çocuklar üzerinde annenin etkisi, babaya nazaran genelde daha fazladır. Bir milletin kültürünü gelecek nesillere aktaranlar da, daha ziyade annelerdir. Elbette bu konumdan farklı olan aileler vardır. Ancak, Türk töresinde “ana”ya saygı en üst seviyededir. Türkiye’de ise, annelerin eğitim seviyeleri genel anlamda, erkeklerden daha azdır. Kız çocuklarının okuma oranı erkeklerden düşüktür. O halde, gelecek nesilleri yetiştirecek bugünün kız çocuklarının okula gitme oranlarını yükseltmek için tedbirler düşünülmelidir. Örneğin, kırsal kesimde ilk öğretimden sonra kız çocuklarını okutmaya devam eden ailelerin okul masraflarının bir kısmı devlet tarafından karşılanabilir.

Bu arada yapılacak bir yenilik de devletin televizyon kanallarından birinin annelerin eğitimine ayrılmasıdır. Bu durum belki diğer televizyon kuruluşlarına da örnek olur.

Ayrıca annelere, çocuklarıyla ilgili sorunlarında psikolojik destek veren kurumlar oluşturulmalıdır. Bu kuruluşlar annelere ve gerektiğinde ailelere ücretsiz veya çok az ücretle yardımcı olmalıdır. Bu nedenle bütün ülkenin psikolojik desteğe olan ihtiyacı göz önüne alınarak, psikolog yetiştiren kurumlar yeniden ele alınmalıdır. Psikoloji ile dini telkinler bağdaştırılmalıdır.

Aile kurumu, Türk milletinin tarih boyunca en temel organı olmuştur. Bu kurumun sağlıklı olması, milletin sağlıklı olması anlamına gelir. Çekirdek ailelerin parçalanmasını azaltmak için sadece psikolog desteği yetmez. Diğer dini, hukuki ve ekonomik tedbirler için, toplum önünde tartışılarak bulunacak yöntemler uygulanmalıdır. Televizyonlarda saat 08.00-22.30 arasındaki programlarda aile kurumunu yıpratacak yayınlar yapanlar, sonuçlarına da katlanmalıdır.

Çocukları en çok etkileyen yayınlar arasında çizgi filmler sayılabilir. Bu nedenle çizgi film yapımı denetlenmeli ve desteklenmelidir. Ayrıca TV ekranlarındaki reklamların çocukları istenilmeyen yönde etkilememesi için dikkat edilmelidir.

Çocukların yetişmelerinde çocuk kitaplarının ve oyuncakların önemi büyüktür. Dolayısıyla gerek kitapların, gerekse oyuncakların hem Türk milli kültürünü yansıtan hem de çocuğun ufkunu geliştiren yapıda olması için destek verilmelidir.

İLK ÖĞRETİM KURUMLARI

Türkiye’deki eğitim kurumlarının günümüzdeki durumundan öğrenciler, öğretmenler, veliler, Milli Eğitim Bakanları dahil hiç kimse memnun değildir. Gelişmiş ülkelerin çocuklarıyla zekâ ve anlayış yönünden kıyaslandığında, Türk çocuklarında bir eksiklik görülmemektedir. Ancak, benzer öğretim kurumlarından mezun olanlar arasında karşılaştırma yapıldığında Türkler, önceki yaşlarındaki durumlarının gerisine düşmeye başlamaktadır.

Devlet, ilköğretimde uyguladığı sistemi aşağıda belirtilen şekilde değiştirerek, ülke için daha yararlı duruma getirebilir.

İlköğretim üç guruba ayrılabilir. Ancak başlangıçta fazla gurup olması karışıklığa yol açabileceğinden, ilköğretim iki guruba ayrılabilir. Birinci guruptakiler matematik zekası üstün çocuklar olmalıdır. Bu çocuklar, öncelikle üç büyük şehirden başlamak üzere, ayrı okullarda toplanılmalıdır. Bu öğrencilere özel program uygulanmalıdır. Gerekirse bir kısım öğretmenler başlangıç için yurt dışından getirilebilir. Bu zeki çocukların lise ve üniversite eğitimleri de ayrı okullarda yapılabilmelidir. Bu mümkün olmuyorsa, ayrı sınıflarda veya bazı dersleri farklı olan ayrı guruplar halinde yapılmalıdır. Bu uygulama ülke için çok yararlı olacaktır. Bunun için ek kaynak ihtiyacı da fazla değildir.

İlköğretimin diğer iki gurubu ise çocukların matematik zekâ düzeylerine ilaveten görsel, düşünsel, anlatımsal, bedensel vb. sosyal zekâlarına göre belirlenmelidir. Öğrenim sırasında öğrencilerin gösterecekleri başarı ya da başarısızlığa göre, çocuklar bir guruptan diğerine geçebilmelidir. Öğrenciler ilköğretimlerinde başarılı görüldükleri zekâ türüne göre, kendilerine uygun olacak meslek liselerine veya normal liselere yönlendirilmelidir. Almanya’da orta öğretimde okuyan öğrencilerin 2/3’ü teknik konularda eğitim görmektedir. Meslek liselerinde öğretilen meslek sayısı Almanya’da 320, Türkiye’de 60 civarındadır.

Yukarıda yapılan öneriler, Türkiye’de devlet okullarında uygulanmamaktadır. Özel okullarda da bazen sadece, yüksek puan almış çocukların sınıfları ayrı oluşturulmaktadır. Bu iyi ama çok yetersiz bir uygulamadır. Dolayısıyla, neredeyse her öğrenci üniversite kapılarını zorlamaktadır. Öğrencilerin önemli bir bölümü kendisine, ailesine ve devletine yük olmaktadır. Eğer İlköğretimden itibaren yukarıdaki öneriler uygulanırsa, zararlar azaltılmış olur. Diğer taraftan bu öğrencilerin çoğunluğu hayatta başarılı olabilecekleri bir alanda değerlendirilmiş olur. Günlük hayatta, işinde başarılı olan insanların çoğu, mesleklerini severek yapan ve o konuda becerisi olanlardır. Yaptıkları işte başarılı olmak, insanları mutlu eder. Ülkelerin gelişmeleri de vatandaşlarının işlerini ciddi ve güzel yapmaları ile doğru orantılıdır. (Türkiye’deki işsizlerin büyük bir bölümü, düz lise ve üniversite mezunudur. Ama bu kişilerin önemli bir bölümü, bilgileri ve vasıfları yetersiz insanlardır. Eğitimde kalitenin artması işsizliği azaltacaktır.)

Türkiye’deki kurumlaşma anlayışı yeterince gelişemediğinden aileler, çocuklarının nasıl olursa olsun bir diploma sahibi olmasını istemektedirler. Halbuki, asıl olan diploma değil, meslek sahibi olmaktır. Bilgiyle desteklenmeyen mezuniyetler, kişinin kendisi için daha tehlikelidir.

Ayrıca öğrencilerin eğitimleri sırasında dini bilgilerin verilmesi faydalı olacaktır. İnsanları sabırlı ama çalışkan olmaya yönlendirerek, hayat mücadelelerinde başarılı olmalarına yardımcı olacaktır.

ORTA ÖĞRETİM

İnsanların bir meslekte iyi yetişebilmeleri için, ilk öğretimlerinden hemen sonra mesleki eğitime tabi tutulmaları gerekir. “Ağaç yaşken eğilir” atasözünün benzerinin, bütün dillerde olması ihtimali kuvvetlidir. İnsanlara meslek öğretebilmek için deneysel çalışma yaptırmak şarttır. Bu nedenle meslek liselerinin tarım ve sanayiyle ilgili olanlarının açılmalarının maliyeti, diğerlerine göre daha fazladır. Ancak, bu konuda sivil kuruluşlar, özel sektör ve devletin ciddi bir işbirliği sağlanırsa, teknik liselerin devlete olan yükleri azalır. Bu liselerdeki öğretmenlerin kaliteleri ve eğitimleri ciddi tutulmalıdır. Döner sermaye sistemleri bile, her okulun kendisini yeni gelişen teknolojilere ayak uydurmasında yardımcı olur.

Kitabın Maliye-Vergi bölümünde de belirtildiği üzere Türkiye’nin en önemli sermayesi “insan”ıdır. Bu nedenle eğitim çok ciddi ele alınmalıdır.

Bütün eğitim kurumlarının bir yıl içerisinde açık olduğu gün sayısı artırılmalıdır. Bir yılda, günümüzdeki gibi 180 değil, net olarak 200-210 gün eğitim yapılması için çalışılmalıdır. Cumartesi günleri yarım gün eğitim yapılması sistemi yeniden uygulanabilir. Günde çift tedrisat uygulayan okullarda ders saatlerini artırmak için, Cumartesi tam gün yapılabilir. Zorunlu eğitim olan ilk sekiz yıl için, devlet ve halk bütün imkânlarını seferber etmeli ve gün boyunca uygulanan ders süresi de mutlaka uzatılmalıdır. Eğer Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, öğrencilerine, Batılı öğrencilerinkinden %20 daha fazla ders saati veremezlerse, ülkeler arasındaki farkın kapanmasını hayal bile etmemelidirler. Tabiatıyla verilen eğitimin kalitesi de çok önemlidir. Örneğin artan eğitim günlerinde sadece ilgili kitaptan ders yapılmamalıdır. Öğrencilerin düşünmelerini ve kendilerini geliştirmelerini sağlamak için, küçük tezler hazırlattırılarak tartışmalı programlar uygulanmalıdır. İmtihanların bittiği ve karnelerin beklenildiği boş dönemlerden, bu konuda istifade edilebilir. Kitabın diğer ilgili bölümlerinde bu konularda öneriler yapılacaktır.

İlköğretimin beşinci yılını okuyan bir öğrencinin, kendisinin ve ailesinin durumu tekrar gözden geçirilmelidir. Okumasını sürdüremeyecek, ailesine yük olacak yapıda olanlara diplomaları verilerek okuldan ayrılmalarına izin verilmelidir. Aksi halde belki okur umuduyla zaman kaybeden çocuk, ileride öğrenme çağını geçirdiği için bir meslek öğrenememektedir. Ayrıca, sanayi ve tarımda çırak sayısı azalmaktadır. İşte bu çocuklar sanayi, tarım ve turizme yönlendirilerek hem kendileri iş sahibi olurlar hem çırak ihtiyacının karşılanmasıyla ülke kazanır. Bu öğrencilerden kendisi okuyacak şartlara sahip olmasına rağmen, ailesinin durumu iyi olmayanlara destek verilmelidir.

ÖĞRETMENLER

Öğrencilerin eğitimi bu kadar önemli olduğuna göre, bu çocukları yetiştirecek öğretmenler daha ciddi ele alınmalıdır. Ülkede her isteyen kişi, çeşitli meslek veya iş sahibi olabilmelidir. Ama, her başvuranın öğretmenliğe alınması gerekmez. Öğretmenlerde bilginin dışında çocuklarla iletişim kurabilmek, gerektiğinde sabırlı davranabilmek gibi özellikler ayrıca aranılmalıdır. Günümüzde Türkiye’de meslek dışından gelenlere uygulanan pedagoji kursu, böyle bir değerlendirme için belirleyici olacak seviyede değildir. Daha ciddi ele alınmalıdır.

Öğretmenleri yetiştirecek kurumlar, yurt dışındaki benzer kuruluşlarla daha ciddi işbirliğinde olmalıdır. İhtiyaç duyulursa yurt dışından eğiticiler getirilmelidir. Gerek öğretmenleri yetiştirenler ve gerekse öğretmenler her iki-üç yılda bir düzenli olarak ve ciddi programlar eşliğinde geliştirme eğitimine tabi tutulmalıdır. Öğretmenlerin sözleşmeli olmaları uygundur. Sözleşmeleri en fazla iki-üç yıllık olabilir. Sözleşmenin iptali ya da uzatılmasına karar verecek kurulda, o okulun aile birliği derneği de etkili olarak bulunmalıdır.

Öğretmenlerin gelirlerinin ailelerini rahatça geçindirebilecek seviyede olmasına gayret edilmelidir. Okul bünyesinde açılacak öğrenciyi geliştirme ve destekleme kursları, öğretmenler için ek bir gelir kaynağı olabilir. Meslek liselerinde uygulanacak döner sermaye sistemi de öğretmenler için ek bir gelir kaynağı olacaktır.

Üniversiteler konusunda “Üniversitelerin Görevi ve Yeniden Yapılanma” bölümünde geniş bilgi verildi.

 

 

GENEL ANLAMDA YAPILABİLECEKLER

İnsanlar en yararlısından geriye doğru aşağıdaki gibi sıralandırılmaktadır:

Bildiğini bilenler, yani bilgisinin farkında olanlar.

Bilmediklerini bilenler

Bildiklerini bilmeyenler

Bilmediklerini bilmeyenler.

Türk eğitim sistemindeki hataların sonucunda, üniversiteler dahil, eğitim kurumlarının mezunlarından dördüncü tip insan çoğalmaya başlamıştır. Yani bilmeyen ama, bilmediklerinin de farkında olmayan insanların sayıları artmaktadır. Bu özelliklerin diğer bir tanımı “cahil”dir. Bu durum Türkiye için önemli bir tehlikedir. Bir ülkenin geleceğini ekonomik sıkıntıdan daha çok, “diplomalı bilgisizler” ve bildiğini zannedenler karartır. Ekonominin kararttığı ortamları ise bilgili, bilgi edinmeye açık ve gayretli insanlar aydınlatır. Bu nedenle insanları, bilgili ve bildiğini bilen kişiler olarak yetiştirmek gerekir. Bilginin derinliğini artırmak için, konuları ayırarak uzmanlaşılmalıdır.

Milli Eğitim Bakanlığı, okunacak kitapları, içeriklerini ve ders programını kendisi belirlemektedir. Halbuki bunları onaylayan kurumunda, yalnızca bakanlık yetkililerinin bulunması yetersizdir. Türk çocukları ve gençleri, becerikli ve zekidir. Nitekim Türk okullarında okuma-yazmayı öğrenme zamanı dünya ortalamasından daha kısadır. Sadece eğitimde değil, diğer konularda da çocuk, yıldız, genç halk oyunu ve spor takımlarında ve gençler arası bilgi olimpiyatlarında daha başarılı olmaktadırlar. Ama, devlet memurlarının tek başlarına belirledikleri eğitim sistemi ve derslerin muhtevaları, zeki ve becerikli bu Türk gençlerini geliştirmek yerine, çoğu zaman körletmektedir.

Bu nedenle; eğitim sisteminin belirlenmesi, kitap seçimi, ders programının oluşturulması gibi konularda karar veren kurullarda, devlet yetkilileri ile birlikte; üniversiteler, TOBB, ilgili konularda Diyanet Vakfı, Bakanlar Kurulunca kamuya yararlı olarak belirlenen vakıflar, Atatürk Türk Dil ve Tarih Kurumu, Türkiye Ziraat Odaları, Mühendis Odaları, Hekimler Birliği gibi kuruluşların temsilcileri de bulunmalıdır. Kararlarda sivillerin etkileri de olacak şekilde düzenlemeler yapılmalıdır.

Türkiye’de yeni ve güçlü bir sektör olarak dershaneler ortaya çıktı. Bu durum okullardaki eğitimin başarı seviyesini gösteren en önemli olgudur. Ayrıca, hem okul hem de dershaneye giden genç beyinler, her iki tarafın ödev ve sınavlarıyla ezilmektedirler. Zaten okudukları okullarının oturdukları semtlerde olmaması, yoldaki kayıplarını artırmaktadır. Kendilerini dinleyecek, matematik dışındaki diğer zekâlarını sergileyecek zaman bulamamaktadırlar. Dershanecilik sektörünün yapısı üzerinde ciddiyetle durulmalıdır. Dershanelerin artması, eğitimin çıtasını çok yükseltmiştir denilemez. Okulların kendi bünyelerinde döner sermaye gibi bir sistem geliştirilirse hem öğretmen, hem öğrenciler, hem de veliler için daha yararlı olabilir. Üniversite giriş imtihanında uygulanan okul puanlaması, o okuldan dershaneye giden öğrencilerin sayısına göre yeniden değerlendirilmelidir. Ayrıca dershanelerde yetişenlerin aldıkları puanlar, okullarının hanesine yazılmamalıdır.

Günümüzde imparatorluk kurmanın gereklerinden birisi, çok üretip az tüketmektir. Bu nedenle, üretimin kutsal olduğu, üretmeden tüketmeye çalışmanın insanı huzursuz yapacağı bütün eğitim kurumlarında çok sık işlenmelidir. Üretmenin ve eser vermenin kişinin şahsiyetini geliştireceği örneklerle anlatılmalıdır. Halkın kendisini “lâle devri”nde yaşıyormuş gibi düşünmesi böyle tavırlarla engellenmelidir.

Çağımız toplumları, ticaret sonrası bilgi toplumu olma yönünde ilerlemektedir. “Bilgi” artık gelişmiş bir ekonominin gerçek bir sermayesidir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler bilgiyi, öncelikle üretimi artırıcı şekilde yönlendirmelidir. Kitabın Üretim-Teknoloji bölümünde de görüleceği gibi, üretim kültürünü kaybeden milletlerin, konumlarını değil geliştirmek, muhafaza etmeleri bile zordur. Bu sorun gelişmiş ülkeler için de geçerlidir. Nitekim gelişmiş ülkeler, hammadde kaynaklarına sahip olanlar üzerindeki baskılarda ortak davranabilmektedirler. Böylece bilgilerini, hammaddeden çok daha değerli tutabilmektedirler.

Eğitim ile dolaylı ilgili görülen bir konu da, ağaçlandırma çalışmalarıdır. Ülkenin ilk yedi sorunu içerisinde sayılabilecek kadar önemlidir. Halkta bu şuurun oluşturulması için bütün eğitim kurumları seferber olmalıdır. Bu konuda ordu, belediyeler, meslek odaları, ticaret odaları, okullar, üniversiteler ve çeşitli gönüllü vakıflar işbirliği içerisinde ve mutlaka ciddiyetle uğraşmalıdırlar. Mevcut bayramlardan bir tanesindeki tatil kaldırılarak onun yerine veya ayrıca ağaçlandırma bayramı konulabilir. Bu konuda en uygun gün 21 Mart’tır. Böylece hem ağaç dikimi için uygun zaman olur, hem de Nevruz (yenigün, ya da yılsırtı) konusu ateş ve başkaldırı simgesi olmaktan kurtarılır. Gerçek bir bahar bayramına dönüştürülür. Bu bayram gününde, bütün tatil yapanlar, ağaç dikme organizasyonunda görev almaya hem heveslendirilebilir hem de zorlanabilir. Şirketlerin ve şahısların birbirlerine hediye verirken, hediye olarak fidan dikim belgesi vermeleri düşüncesi teşvik edilebilir.

Doğayı korumak, insan soyunu korumaktır. Bu konularda uluslararası birliktelik şarttır. Ancak Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, kalkınma ile çevre sorunları arasında dengeli davranmak zorundadırlar. Bütün bunları başarmanın yolu da önce eğitimden geçer. Eğitim ne kadar küçük yaşta başlatılırsa, o kadar başarılı olur.

Görsel basında insanları birbirine düşürecek, aralarındaki ayrılıkları körükleyecek tartışma programlarından kaçınılmalıdır. Onları bilgilendirecek, kapasitelerini artıracak yayınlar yapılmalıdır. Aksini yapmak bir milletin intiharıdır. Eğer, basın-yayın organlarının tek amaçları kâr olursa, eğitici ve yol gösterici olmazlarsa, Türkiye gelecekte kendini bekleyen sorunları aşmakta çok fazla zorlanır.

Basın yayın organlarında sıkıcı olmayan belgeseller, sağlık bilgileri, türkü ve şarkıların hikâyeleri, görgü kuralları, günlük hayatla ilgili pratik bilgiler, hukuki sorunlar gibi konularda yayınlar yapılması çok faydalı olur. Böylece halk, dost meclislerinde konuşabilecekleri seviyeli ve halkı ilgilendiren bilgilere sahip olacaktır. Yoksa halk, magazin programlarını severek izlemeye devam eder. Çünkü bu tip yayınlar arkadaş sohbetlerinde işe yaramaktadır. Eğitici ve öğretici programların, firmaların reklamlarını yaptırmak amacıyla desteklemeleri, yayın sayısının artmasını sağlayacaktır.

 

İsmail Hakkı Küpçü

Başa Dön | "Eğitim Sistemi ve Çözüm Önerileri" makalesini yazdır


Yazıların bütün hakları İsmail Hakkı Küpçü'ye aittir
 

Önceki | Ana Sayfa | Geri Dön | Sonraki

Son Güncelleme 02.07.2005

kamagra bivirkninger cialis online danmark cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen viagra en ligne cialis effet secondaire levitra en ligne kamagra gel pas cher levitra avis cialis 20mg pas cher cialis ou viagra kamagra 100mg pour femme in nederland hvor kjøpe generisk cialis på nett i Norge
kamagra online uk levitra online uk buy cialis london cialis pills for sale uk viagra tablets uk viagra for sale uk buy kamagra uk cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen polos baratos polos ralph lauren polos lacoste polos ralph lauren outlet polos hombre polos lacoste baratos in nederland hvor kjøpe generisk cialis på nett i Norge
viagra tablets australia cialis online australia kamagra 100mg oral jelly australia viagra for sale australia cialis daily australia kamagra gel australia levitra online australia viagra priser apotek levitra virkning cialis en om dagen viagra virkning kamagra bivirkninger cialis online danmark cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen
new balance damen nike free 4.0 flyknit nike free run nike air max nike sneakers nike free run 2 nike huarache louis vuitton taschen nike free flyknit fred perry polo timberland schweiz nike cortez nike schuhe nike air force 1 air jordan schweiz louis vuitton neverfull fred perry schweiz