İsmail Hakkı Küpçü'nün Makaleleri

02.07.2005

Önceki
Ana Sayfa
Geri Dön
Sonraki

 


Tüm İnternette
Bu Sayfalarda
Google

 

MİLLET

 

MİLLET VE KÜLTÜR

Millet tanımı 1789 Fransız İhtilâlinden sonra yapılmaya başlandı. Ancak bu durum, milletlerin sadece o tarihten itibaren var olduklarını göstermez. Çünkü ayrı milletler var olmasaydı, insanlara siz bir milletsiniz denilerek, her şey bir anda nasıl değiştirilebilirdi.

Türklerde millet tarifini en geniş anlamıyla büyük düşünür Gökalp yapmıştır. Gökalp’e göre millet (s.47); aynı dili konuşan, aynı terbiyeyi gören ve aynı ahlâki, dini, bedii ülkülere bağlanan insanların meydana getirdiği cemiyettir.

Aslında sosyolojik açıdan tam bir millet tarifi yapmak zor. Nitekim ünlü Türkçü düşünür Gökalp’in tanımı, Türkler dahil birçok millete uyarlandığında bazı aksaklıklar görülüyor. Gökalp’e göre insanların milliyetini tayin eden soyları değildir. Terbiyeleri, dilleri ve harslarıdır.

İlk bakışta mantıklı gibi görünen bu tanımda, dünyadaki mevcut durum irdelendiğinde bazı eksiklikler görülmektedir. Meselâ soy bilinci, milleti meydana getiren unsurlardan birisidir. Ama tek şart değildir. Eğer soy şuuru olmasaydı, II. Göktürk Devleti’nin yıkılışından sonra (744) aralarındaki ilişkileri zayıflamış, 1500 lü yıllardan itibaren birbirinden de tamamen kopmuş ve başka şartlar altında, bazen düşmanca yaşamış, dilleri farklılaşmış Türkler, bugün birbirlerini nasıl kardeş görebilirlerdi.

Ziya Gökalp, Türklerin tarihi şahsiyetlerinden Yunus Emre’yi, Mevlâna Celaleddini Rumi’yi ve İbni Sina’yı –her Türkün övdüğü  gibi- övmektedir. Ama bu üç mümtaz şahsiyetten Yunus, Türkçe; Mevlâna, Farsça; Sina ise Arapça kullanmıştır. Hattâ yorumları arasında da fark vardır. Üç farklı dil kullanan üç insan da Türk ise, o halde soy, milleti meydana getiren unsurlardan bir tanesidir. Hattâ en önemlisidir. Ama tek şart değildir.

Bundan yaklaşık bir asır önce Gaspıralı İsmail “dilde, işte, fikirde birlik” çağrısı yapmıştır. Eğer Gökalp’in dediği gibi milletin tanımı; terbiyeleri, dilleri ve harsları bir olan insanlar topluluğu olsaydı, Gaspıralı böyle bir çağrıda bulunma ihtiyacını duyar mıydı?

Türkler tarih boyunca en geniş coğrafyaya yayılmış ve gittikleri yerlerde yöneten olmuş bir millettir. Bir Çinlinin, bir Fransız’ın, bir İngiliz’in vb. 2.000 yıldır ataları aynı topraklar üzerinde yaşamıştır. Ama Makedonya’daki bir Türkün 2.000 yıldan bugüne kadarki ataları, belki Altay dağlarının eteklerinde, belki Sibirya’daki Baykal gölü civarında, belki Kazan’da, belki Cezayir’de, belki İsfahan’da, belki Delhi’de, belki Kahire’de yaşamıştır.

Dolayısıyla atalarının her biri farklı yerlerde, değişik millet ve kültürlerle bir arada yaşamış olabilir. Yaşadıkları ortamlar, Türklerin sanat anlayışları ve dilleri üzerinde etki yapmıştır. Nitekim bu faklılığın yansımalarını, Türklerin dünyanın çok çeşitli bölgelerinde meydana getirdikleri mimari eserlerin çeşitliliğinde görebiliriz. Ancak geniş alanlara yayılma Türklük şuurlarında zayıflama oluşturmamıştır. Oluştursaydı, Müslüman olarak dinlerini, Müslümanlıktan sonra dillerini ve yazılarını yani kültürün aktarma organlarının tamamını değiştirmiş olan Türklerden bugün nasıl bahsedilebilirdi.

Kısaca anlatmaya çalıştığımız bütün bunlar gösteriyor ki; Türkler için yapılacak millet tarifini, başkaları için yapılan klasik tanımlarla ifade etmek çok zor. Dolayısıyla millet tanımının içerisine, insanların fert olarak ve toplum halindeki özelliklerini de katmak gerekir. Bu nedenle kitabın “Türkler Tarih Sahnesinde Fırtına Gibi Esiyor” adlı bölümünde ayrı başlık olarak Türklerin ortak özelliklerini sıraladım. Çünkü Türkler, eskiden beri bu ortak özelliklere sahiplerdi. Ama farklı boylar ve hattâ devletler halinde yaşadıklarından, aynı terbiyeyi gören ve aynı dini, ahlâki, bedii mefkûrelere bağlanan insanların meydana getirdiği cemiyet değillerdi. Aralarındaki soydaşlık şuuru zayıftı. Sadece kıskançlıktan değil, birbirlerini kendilerinden faklı gördüklerinden birbirleriyle savaşıyorlardı. Aynı dönem içerisinde faklı dinlere inandıkları asırlar oldu. Ama özelliklerinin de etkisiyle millet olarak kaldılar.

İşte bütün bu boyların ve önderlerin ortak özelliklerinden bazıları şunlardı:

Yüksek onur, Sözünün eri olma, Irkçılık yokluğu, Çevresindekilere hizmet arzusu, Maddi ve manevi sağlamlık, Bağımsızlık isteği, Gözü peklik, Üste kesin itaat, Gerektiğinde kendisinin ve düşmanının canını hiçe sayma, Mağdurlara karşı merhamet ve acıma, İhanet edenlere karşı acımasızlık.

İngiliz, Fransız, Alman vb. için millet tanımı, vatandaşlık bağı ile bağdaştırılabilir. Ancak, Arap Milleti ve Türk Milleti için böyle bir sınırlama başka ülkelerde yaşayan soydaşlarını hesaba katmayan bir ufuk daralması olur.

Zaten millet tarifini sosyologlar gibi yaparsak; Mete Han’dan Atatürk’e kadar gelmiş-geçmiş Türk büyükleri arasında nasıl bir bağ kuracağız? Hattâ, cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 büyük devlet ve diğer 190 civarındaki küçük Türk devletleri için nasıl bir tanım getireceğiz? Bazı sosyologların aşiret-kavim-ümmet-millet şeklinde sıraladıkları ve Türklere  uygulamakta zorlanılan  tarihi merhalelerle mi açıklayacağız? Günümüzde, Osmanlıcılık tezini savunan bazı sosyologlar, kendilerini “Türk” olarak değil, “Oğuz” olarak tanımlamaktadır. Türk tanımını, yabancıların verdiğini söylemektedirler. Peki bugüne kadar kendisini “Türk” olarak hissedenler artık, “Oğuz” olarak mı hissedecekler? Diğer taraftan Türkiye’de aynı dili konuşan, aynı terbiyeyi gören, aynı dini, ahlâki, bedii mefkûrelere sahip olduğu düşünülen insanların bir bölümü, neden farklılıklarını ortaya koymaya çalışıyorlar? Asırlardır yan yana yaşayan iki köy halkı birbirlerini neden farklı görebiliyorlar?

Gökalp, mefkûre sahibi bir ferdin kendisini cemiyet için feda etmeye hazır hale geleceğini ve cemiyetin kutsiyetini anlatır. Bu kutsiyetin şahsa insanüstü bir kuvvet verdiğini, bunu kişinin kendisinin hissettiğini söyler. Cemiyeti, millet anlamında kullanır.

Gökalp’in açıklamalarından anlaşılan milliyetçilik, “kutsal olan milleti için, kendini feda etmektir”. Milliyetçiliğin bu anlamı vardır, ama tek başına yetersizdir. Zaten günümüzdeki milliyetçilik anlayışındaki sıkıntı, buradan kaynaklanmaktadır.

Kutsallık sadece millete atfedilirse, milliyetçilik yalnız savaşlarda ortaya çıkar. Günlük hayatta uygulanması etkisiz olur. Halbuki; millet, devlet ve fert’in herbiri, ayrı değerde olan ayrılmaz  bir üçlüdür. Güvenlik konularında Devletin, ekonomik refahın ve eğitimin yaygınlaştırılması konusunda Milletin, günlük yaşantıda Ferdin hakları öne çıkarılırsa sorunlar azalır. Dolayısıyla Milliyetçiler bu üçlü arasında daima denge kurmalıdır.

Gökalp “Tam gelişmiş şahsiyet, yalnız arzularının tahakkümünden değil, köhne geleneklerin ve resmi fikirlerin zincirinden de kurtulan insan demektir.” diyor. Aslında Gökalp’in bu sözünün yorumlanışı da bir anlamda bizi devlet-millet-fert üçlüsünde denge sonucuna doğru götürebilir. Zaten geçmiş tarih boyunca Türklerde milliyetçilik anlayışı genel anlamda,  ahlâkın sınırladığı manevi bir vatanseverlik olmuştur.

Çağdaş Türk vatanseverliğinin uygulamaları hakkında, kitabın Çözüm Önerileri bölümünün “Önce Kendimizi Sorgulama” başlığı altında bilgi verildiğinden burada bahsedilmeyecektir. (Yazının bazı bölümleri yazarın "Tarihin Aydınlattığı Gelecek isimli kitabından alınmıştır.)

Gökalp “Tam gelişmiş şahsiyet, yalnız arzularının tahakkümünden değil, köhne geleneklerin ve resmi fikirlerin zincirinden de kurtulan insan demektir.” diyor. Aslında Gökalp’in bu sözünün yorumlanışı da bizi yukarıdaki sonuca doğru götürebilir. Zaten geçmiş tarih boyunca Türklerde milliyetçilik anlayışı genelde,  ahlâkın sınırladığı manevi bir vatanseverlik olmuştur.

Toplumların yaşadıkları iddia edilen aşamaların sonuncusu olarak “millet” deniliyor. Ama küreselleşen dünyamızda bir sonraki merhale nedir. Küreselleşme Avrupa kıtasında farklı, gelişmekte olan ülkelerde farklı yorumlanıyor. Avrupa’da birbirine tarih boyunca düşman olmuş milletler birleşerek ortak bir kültür meydana getirmeye çalışıyor. Ancak aynı Avrupalılar diğer bölgelerdeki etnik ve dini farklılıkları ayrıştırarak küçük milletler oluşturmaya çalışıyor. Kendileri için son aşama olarak “ümmet” benzeri bir yapıyı düşünürlerken, diğerlerine etnik ve dini yorumlama farklılıklarına dayanan “dar kapsamlı millet” olmayı tavsiye ediyorlar.

Türklerin millet anlayışı farklıdır. Türklerdeki hoşgörü, olayları yorumlamada “biz” ve “öteki” kavramlarını reddetmiştir. Bazıları Türklerin "öteki"sinin "gâvur" olduğunu söylerler. Ama Türkler hiçbir zaman onları yok eden olmamışlardır. Türkler en çok imparatorluk kuran millettir. Egemenlikleri altındaki halkları barış ve huzur içerisinde yaşatabildikleri için imparatorlukları uzun süreli olmuştur. Eğer Türklerdeki imparatorluk kurma eğilimi sadece kahramanlık anlayışına dayansaydı üstünlükleri kısa sürerdi.  Türkler kahramanlık duygusunu; çevresindekilere hizmet etme, barış ve huzuru sağlama isteğiyle birleştirdiler. Bu durum Türklerde asil bir duygu ve haklı bir gurur oluşturmuştur.

Türklere düşmanlık beslemeye çalışanlara Fransız Türkolog Jean paul Roux şöyle cevap veriyor.” Düşmanları, Türklerin bağnaz olduklarını söylerler. Bu, Yunanlılar ve Ermenilerin bugün hâlâ belirgin bir kötü niyetle sürdürdükleri Türk aleyhtarı propagandanın en değişmez ve eski konularından biridir. Türklerin tarihe geçmiş bağnazlık örnekleri, ancak, nadiren, kendiliğinden gelişmiş olaylardır. Taocular(Çin’de), Hıristiyanlar ve Müslümanlar, Türklerin kendilerine verdikleri ödünlerden, sağlanan kolaylıklardan yararlanarak, kendilerini zorbalıklarını uygulamaya yetkili sandılar. Sonunda tabii ki suçlanan Türkler oldu.”

Poux’a göre “Kimi zaman bazı halklar, Türkler tarafından ezilmiş olduklarını söylemişlerdir. Ama, Türkler, daha çok egemenlikleri altındaki halklara olağanüstü parlak dönemler yaşatmışlardır.”

 

Sözün özü: Hoşgörülü imparatorlar anlayanlara adaletle davranırlar

 

İsmail Hakkı Küpçü

Başa Dön | "Millet" makalesini yazdır


Yazıların bütün hakları İsmail Hakkı Küpçü'ye aittir
 

Önceki | Ana Sayfa | Geri Dön | Sonraki

Son Güncelleme 02.07.2005

kamagra bivirkninger cialis online danmark cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen viagra en ligne cialis effet secondaire levitra en ligne kamagra gel pas cher levitra avis cialis 20mg pas cher cialis ou viagra kamagra 100mg pour femme in nederland hvor kjøpe generisk cialis på nett i Norge
kamagra online uk levitra online uk buy cialis london cialis pills for sale uk viagra tablets uk viagra for sale uk buy kamagra uk cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen polos baratos polos ralph lauren polos lacoste polos ralph lauren outlet polos hombre polos lacoste baratos in nederland hvor kjøpe generisk cialis på nett i Norge
viagra tablets australia cialis online australia kamagra 100mg oral jelly australia viagra for sale australia cialis daily australia kamagra gel australia levitra online australia viagra priser apotek levitra virkning cialis en om dagen viagra virkning kamagra bivirkninger cialis online danmark cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen
new balance damen nike free 4.0 flyknit nike free run nike air max nike sneakers nike free run 2 nike huarache louis vuitton taschen nike free flyknit fred perry polo timberland schweiz nike cortez nike schuhe nike air force 1 air jordan schweiz louis vuitton neverfull fred perry schweiz