İsmail Hakkı Küpçü'nün Makaleleri

19.02.2005

Önceki
Ana Sayfa
Geri Dön
Sonraki

 


Tüm İnternette
Bu Sayfalarda
Google

 

ÜNİVERSİTELERİN GÖREVLERİ

VE

YENİDEN YAPILANMA

 

Günümüz Türkiye’sini geleceğe taşıyanlar iş adamlarıdır. Ancak, iş hayatının gayretleri Türkiye’yi belli bir sınıra kadar ilerletebilir. Eğer Türkiye, kaybettiği bilimin çekirdeğini yeniden oluşturamazsa gelişmiş ülkelerin arasına katılamaz.

Üniversitelerin birinci görevi, bilimin çekirdeğini oluşturmaktır

İkinci görevi, öğrencilerini ezberci değil araştırmacı bir yapıda yetiştirmektir. Bir insanın çok şeyi bilmesi zordur. Esas olan, karşılaştığı sorunlara çözüm getirebilmek için konuya nasıl yaklaşacağını ve ne araştıracağını bilmesidir. 

Üniversitelerin üçüncü görevi, bilimsel ve düşünce özgürlüğünü sağlamaktır. Bunu önce kendi bünyelerinde gerçekleştirmeleri, sonra da içinde yaşadıkları topluma yansıtmaları gerekir.

Üniversitelerin dördüncü görevi, ülkeyi yönetenlere ışık tutacak çalışma ve araştırmaları yapmaktır.

Üniversitelerden beklentilerin gerçekleşebilmesi için, yapılarının da gerçekçi ve beklentilere uygun olması gerekir. Günümüzde üniversitelerin idari yapıları, ya tamamen devlet kurumu, ya da özel şirket ve vakıf niteliğindedir. Bu şekildeki tekli tip bir idari yapıdan bilimsel ve düşünce özgürlüğünü oluşturmasını beklemek hatadır. Hem maddeten hem de yönetim açısından hür olmayan kurumlar özgür ortam oluşturamazlar. Böyle kurumların sadece adları üniversite olur. Ama işlevleri evrensel olmaz. Lise niteliğinde kalır. Kendisi tek yerden yönetilmeyen bir kurumun, çoğulcu yapılara hoş görülü davranması, yöneticilerin demokratlık anlayışlarıyla doğru orantılı olur. Bu nedenle üniversitelerin yönetimleri çoğulcu bir yapıya dönüştürülmelidir.

Üniversiteler bir ülkenin geleceği için motor güç olacaksa, ülkedeki bütün guruplar mücadelenin içerisinde yer almalı ve yükü paylaşmalıdır. Ülkedeki guruplar üç ana başlıkta toplanabilir. Devlet, özel sektör ve sivil kuruluşlar. Devlet ve özel sektör terimlerinin ne ifade ettiği genel anlamda bilinmektedir. Sivil kuruluşlar ise; Sanayi ve Ticaret odaları, Mühendis Odaları, Hekimler Birliği, Barolar, İşçi ve İşveren Sendikaları, Şehir Vakıfları gibi kanunla kurulmuş kurumlardır. Üniversitelerle ilgili olmasından dolayı bu kurumlara mezunlar dernekleri de eklenebilir. Mezunlar da artık, kendilerinin o üniversitenin gerçek sahipleri olarak görmeyi öğrenmelidir.

Türkiye, Batının sömürgecilik ve “öteki”ni yok etme anlayışı gibi bir geçmişe sahip değildir. Bu nedenle sermayesi yetersizdir. Dolayısıyla üniversitelerin kuruluşunda devlet, diğer guruplara göre daha çok sermaye vermek zorundadır. Ancak, özel sektör ve sivil kuruluşlar da mutlaka maddi destek vermelidir. Devlet yeni bir bölgeye üniversite kurmak için, ilgili yörenin özel sektörü ve sivil kuruluşlarının yapacakları sermaye desteğinin miktarına göre öncelik tanımalıdır. Bu destekler nakdi olabileceği gibi, arazi, bina, malzeme vb. şeklinde ayni de olabilmelidir. Ancak, üniversitenin kuruluşuna maddi destek vermeyen bölgelere, devlet yeni üniversite açmakta aceleci olmamalıdır.

Mevcut devlet üniversitelerinde ülkedeki diğer gurupları da yönetime katabilmek için, onlardan maddi destek vermeleri istenmelidir. Bir üniversitenin bütünü için böyle bir destek alınmayabilir. Bu durumda fakülteler bağımsız hale getirilebilir. Böylece; sanayiciler sadece bazı mühendislik fakültelerine, doktorlar tıp fakültelerine, avukatlar hukuk fakültelerine, sermayedarlar ilgilendikleri herhangi bir fakülteye, mezunlar ise kendi fakültelerine destek verebilmeli ve yönetime katılabilmelidir. Bu durumdaki fakülteler, iç işlerinde üniversiteden bağımsız olmalıdır.

Üniversitelerde yönetime katılan diğer gurupların temsil oranları, koydukları sermayeye göre olmamalıdır. Devlet, özel sektör ve sivil kuruluşların yetkileri birbirlerine yakın oranda olmalıdır. Bu gurupların temsilcileri, mütevelli heyeti olarak nitelenebilecek yönetim kurulunu oluşturmalıdır. Bu kurul izlenecek politikaların genel çerçevesini ve kurallarını belirlemelidir. Uygulamaları yapan kişiler bu yönetime karşı sorumlu olmalıdır. Yukarıda teklif edilen bütün bu uygulamalar için önce pilot bölgeler oluşturulabilir. Çünkü özel sektörü ve sivil kuruluşları rüştünü yeterince ispat edememiş yörelerdeki uygulamalar ters etki yapabilir.

Diğer taraftan öğretim üyeleri, idari görevlere atanmamalıdır. Çünkü üniversitelerin kendisinden beklenen hizmetleri yerine getirebilmeleri için, saf bilim adamı tipini oluşturabilmek gerekir. Rektörlük, dekanlık. Bölüm başkanlığı ve yardımcılıkları gibi idari görevler, bilimle uğraşmak isteyen bir öğretim üyesi için engeldir. Ayrıca, idari göreve gelmek isteyen ve bu makama gelen öğretim üyeleri, bilimsel ya da siyasi rakiplerine karşı tarafsız olamazlar. Dolayısıyla bu görevler sözleşmeli profesyonel kişiler tarafından yürütülmelidir. 

Günümüzde böyle bir görevi üstlenebilecek özellikteki insanların sayısı artmıştır. Bazı özel nitelikli fakültelerde bu yöneticilere yardımcı olmak için öğretim üyelerinden oluşan bir danışma kurulu kurulabilir. Üniversiteyi yönetmekle görevli profesyonel kişiler için de öğretim üyelerinden teşekkül eden bir üniversite danışma kurulu olmalıdır.

Üniversitelere maddi destek vererek katkıda bulunan özel sektör, yaptığı bu yatırımdan kâr bekleyecektir. Üniversitelerin kâr edebilmeleri bazı şartların oluşmasına ve sistemlerin kurulmasına bağlıdır. Öncelikle bütün üniversiteler, az da olsa paralı olmalıdır. Ancak paranın miktarı, vakıf üniversiteleri ve lise öğrencilerine ek kurslar veren bazı dershaneler kadar yüksek olmamalıdır. Fakat, okumak isteğiyle üniversite kapısına kadar gelen azimli ama fakir öğrenciler için devlet karşılıklı burs vermelidir. Karşılıksız burslar ancak üstün başarı gösterenlere verilmelidir. Öğrencilere verilecek bu bursların kaynağı, devletin günümüzün yapısındaki üniversitelere verdiği paradan, yeniden yapılanma sayesinde oluşacak tasarruftur. Zaten bu bursların çoğu bir süre sonra geri dönmüş olacaktır. Ayrıca, mezunlar dernekleri ve dershanelerden burs konusunda yararlanılabilir.

Üniversiteler için diğer bir gelir kaynağı, kendi konularında kuracakları araştırma şirketleridir. Bu şirketler gerçekten işe yarar çalışmalar yaptıkça mutlaka kazanacaklardır. Araştırma şirketlerinin yönetimlerinde de öğretim üyeleri olmamalıdır. Ancak, araştırmada çalışan bilim adamları kazançtan pay almalıdır. Kazancın bakiyesinin harcanma yerlerine üniversite üst yönetimi karar vermelidir.Günümüzde tıp fakülteleri ciddi araştırmalar yapamamaktadır. Ancak, sağlık konusuna devletin yetişememesinden yararlanmaktadırlar. Diğer alanlardaki bilim adamlarıyla karşılaştırıldığında ortada çarpık bir durum olduğu görülmektedir. Bu konu yeniden ele alınmalıdır.

Büyük şehirlerdeki devlet üniversitelerinin çoğu, kentin ekonomik açıdan en değerli yerlerinde kalmıştır. Üniversitelerin şehir içerisindeki yerleri belli bir plan dahilinde satılarak şehrin dışındaki ucuz ve geniş alanlara taşınabilir. Arada devlete kalacak fark para ile, üniversitenin araştırma imkânı ve gelir kaynaklarını artıracak yeni bir yapı oluşturulmalıdır. Şehrin dışına taşıma kentin kalabalığının da azalmasına vesile olacaktır.

Üniversitelerin bir diğer kazanç kapıları ise, varlıklarını verimli kullanmalarıdır. Paralı gece eğitimi son yıllarda başlayan ve ek gelir sağlayan bir yöntemdir. 

Bu makale içerisinde aşağıda teklif edilen açık öğretimin yaygınlaştırılması da üniversiteler için bir gelir kaynağı olacaktır.

Öğrencilerin yeme-içme, eğlenme, spor gibi ihtiyaçlarını karşılamak için yap-işlet-devret yöntemiyle üniversite arazisi içerisinde tesisler kurdurulabilir. 

Bunların dışında, bazı devlet kurumları ve özel sektör kuruluşlarına seminer, kurs, hizmet içi eğitim, sınav soruları hazırlama gibi hizmetleri vermek de bir gelir kaynağı oluşturur

Öğretim üyeleri dahil bütün çalışanlar sözleşmeli yapılacağından çalışmalarda verim artacaktır. Böylece önlenecek israflar da bir bakıma gelir sayılır.

Bütün bu çalışmalar öğretim üyelerine boş zaman bırakmayacaktır. Öğretim üyeleri, öncelikle işlerini kaybetmemek, sonrasında ise daha çok kazanabilmek için sürekli çalışmak ve kendilerini geliştirmek zorunda kalacaktır. Böylece günümüzün önemli sorunlarından olan; öğretim üyelerinin rektör vb. seçimleri, borsa takipleri, kooperatif tartışmaları, siyasileri eleştirme söylemleri gibi konularla zaman kaybetmeleri de önlenmiş olacaktır.

Üniversitelere gelir sağlayacak kurumlardan bir diğeri, Üniversite–Sanayi İlişkileri Enstitüsüdür. Benzer şekilde Üniversite-Tarım ve Üniversite-Turizm Enstitüleri de kurulmasında fayda vardır. Bu kurumların yönetimi, dörtlü gurup tarafından oluşturulmalıdır. Bunlar; devlet, üniversite öğretim üyeleri, işveren kuruluşları, işçi kuruluşlarıdır. Kurumu, bunların göndereceği temsilciler yönetmelidir. Kurumun başlangıç sermayesinde eşit olmasa bile her gurubun katkısı olmalıdır.

Böylece hiçbir gurup tek başına Enstitüye hakim olamayacak ve kendi istediği gibi davranamayacaktır. Kuruma gelen araştırma başvurularının her yönüyle  incelenebilmesi sağlanacaktır. İş hayatı ve devlet bürokrasisi, araştırılmasını istediği konularla projeleri, ücretini ödeyerek kurumdan isteyecektir. Kurum kendisine başvurulan konuların çoğunu üniversitelere, para karşılığı dağıtarak araştırılmasını isteyecektir. Çünkü üniversiteler sistemin motor gücüdür. Böylece daha araştırmacı ve kaliteli üniversiteler, daha çok para kazanacaktır. Üniversiteler de, araştırmaları sırasında iş hayatının tesislerinden yararlandıkları taktirde, karşılığında ücret ödemelidir.

Üniversitelerde lisans öğreniminden sonra lisans üstü ve doktora çalışmalarına hemen başlanılmaktadır. Dolayısıyla akademik kariyerde ilerleyen bir öğrenci, iş hayatı ile ilgisiz bir konumda kalmaktadır. Bu nedenle yaptığı çalışmalarda çoğu zaman  teoriden uygulamaya gelememektedir. İşte, Enstitülerin yaptıracağı bu tip araştırmalar, öğretim üyelerinin de ülke gerçeklerini ve ihtiyaçlarını anlayarak yetişmesini sağlayacaktır. Kendisi böyle yetişen kişi, öğrencilerini de daha gerçekçi yetiştirecektir. Sadece bu kazanç bile ülke için çok önemlidir.

Bu kurumlarla aynı çatı altında veya başka bir kuruluş olarak sanat okulları ve çıraklık eğitimini organize edecek bir enstitü kurulabilir. Bu kuruluşlar, sanayi ve tarımda çalışan işçi ve ustalarla, turizmde çalışanların daha iyi yetişmesini, yine oralardan alacağı desteklerle sağlayacaktır. Bir ülke için işçilerinin eğitimi, verimi artıran en önemli unsurdur. Bu konuda daha etkin çalışmaları için işçi sendikaları zorlanmalıdır. İşçilerin eğitimleri, sendikaların birinci görevleri olmalıdır.

Bu yapı değişikliği üniversite ile piyasa(sanayi, tarım, turizm gibi) ilişkilerini kendiliğinden kuracaktır. İleri bir tarihte belki piyasalar üniversitelerden öğretim üyelerini kendi bünyelerine alacaklar, belki de üniversiteler piyasadan bazı insanları transfer edeceklerdir. Ayrıca bu yeni yapılanma, sivil kuruluşların ülke yararına düzene girmelerine yardımcı olacaktır. Diğer taraftan öğretim üyelerinin, ülkenin sorunlarını anlama ve çözme yetenekleri gelişecektir.

Üniversitelerin bilimin çekirdeğini oluşturabilmesi için, bu yeniden yapılanmalarının yanında başka tedbirlerin de alınması yararlı olacaktır. Öncelikle merkezi bir kurum olan YÖK, Üniversitelerde yukarıda bahsedilen yapılanmanın gerçekleştirilmesinden sonra, kaldırılmalıdır. Yerine hangi isim ve görevle olursa olsun yeni bir kurum kurulmamalıdır. Bilimi geliştirmek için ayrıca bir Araştırma Üniversitesi kurulmalıdır. Bu üniversite yalnız lisans üstü eğitim vermelidir. Yönetiminde yine bahsedilen üçlü gurup olmalıdır. Üniversite, bütün Türk Dünyasına ve isteyen diğer ülkelere açık olmalıdır. Sadece bu üniversitenin kuruluşuna münhasıran ve başlangıç yıllarında da sürmek üzere, devletin sürekli destek vermesi garanti altına alınmalıdır. Örneğin, günümüzde TRT kurumuna kaynak olarak, elektrik faturalarından yapılan destek benzeri bir yardım yapılabilir. Araştırma Üniversitesinde yetişen öğretim üyeleri diğer Türk üniversitelerine geçebilmelidir. Yurt dışındaki başka bir üniversiteye sadece maddi çıkarları doğrultusunda giden öğretim üyelerinden ise, ciddi miktarda yetiştirme parası alınmalıdır. Bu paraların önemli bir bölümü ilgili üniversiteye aktarılmalıdır. Türkiye güçlenene kadar beyin göçünü azaltmak için mutlaka bazı idari ve mali tedbirler alınmalıdır.

Üniversitelerin diğer bir görevinin öğrencilerini memur zihniyetli değil, araştırmacı yapıda yetiştirmeleridir. Bunun gerçekleşmesi için önce öğretim üyeleri bilgili ve araştırmacı olmalıdır. Kendine güvenen öğretim üyesi, öğrencisine –açık kitap sınav- yapabilir. Her öğrencisine ayrı nitelikte ödevler verebilir. Öğrenci projelerini somut ve işe yarayacak konulardan seçebilir. Öğrencisine proje çalışmasında yol gösterebilir. Bu yöntemlerle yetişen öğrenciler ezberci olmazlar. Araştırmacı olurlar. İşte bu nedenle, öğretim üyelerinin kalitelerini artırmak için yukarıda bahsedilen yeniden yapılanmanın mutlaka uygulanması gerekir.

Üniversitelerin bir başka görevi bilimsel ve düşünce özgürlüğü ortamını oluşturmaktır. Ülkelerin kalıcı nitelikte gelişmeleri için mutlaka özgür bir ortam gerekir. Sadece savaş zamanlarında değil, barış dönemlerinde de tek millet olmanın şuuruna ancak böyle bir ortamla ulaşılabilir. Aksi taktirde insanlar birbirlerini engelleyebilmek için fırsat kollar hale gelirler. Bir üniversitede her türlü siyasi düşünce yan yana olmalıdır. Tek gurubun hakim olduğu yere artık üniversite denilemez, siyasi parti kurumu denilir. Sadece düşünce özgürlüğü yetmez, insanlar bilimsel çalışmalarında da hür olmalıdır. Bir doktora öğrencisinin ilmi çalışmaları profesörler tarafından engellenememelidir. Hattâ, üniversite dışından insanları bilimsel buluş uğraşlarına üniversiteler destek vermelidir. Çünkü, karşı çıkılmaz olayım diye direttikçe hakikat bile inanılırlılığını yitirir. Gelişmeleri sağlayan diploma değildir. İlgili ve bilgili insanlara fırsat verilmesi, desteklenmesidir.

Teklif edilen yeniden yapılanma, bu özgürlükleri sağlayacaktır. Günümüzde üniversiteler tek gurubun tekelindedir. İster devlet, ister vakıf ya da şahıslar kurumun tek hakimi olunca, kendi isteklerini öğretim üyelerine ve öğrencilere dikte ettirmek isteyebilirler. Kıyafet sorunun, azınlıkların bazılarının ayrılıkçı tavırları tekli yönetimlerle çözülemez. Bu tip sorunların çözümü üniversitelerin yönetimlerinin yeniden yapılanmasından geçer. Yönetimde çoğulculuğun olduğu yerlerde, tek gurubun diğerine baskı kurması ve kurumun tamamına hakim olması mümkün değildir. Ayrıca her üniversite uygun tutarda da olsa paralı olacağından, ailesinin zorla ödediği parayla, ya da aldığı karşılıklı bursla okuyan öğrenciler dolduruşa gelmeyerek bazı gurupların egemenliğine girmeyeceklerdir. Zor kullanan bazı gurupları önlemek ise, zaten devlet güçlerinin görevidir.

Yukarıda belirtilen uygulamalara geçilmesi durumunda bir süre sonra üniversitelerin ve mezunlarının kaliteleri artacaktır. Bu durum Türkiye’ye sempati duyan ülkelerin insanları nezdinde üniversitelerimizin itibarını artıracaktır. Türkiye’ye sıcak bakan ülkelerin öğrencilerinin Türk üniversitelerinde okumak istemeleri durumunda devlet, üniversitelere ayrıca destek vermelidir. Örneğin yabancı öğrencilere uygulanacak ücret, Türk öğrencilerinkinden biraz daha az olabilir. Aradaki farkı devlet üniversitelere ödemelidir. Bu uygulama sadece Türkçe eğitim veren üniversitelerde yapılmalıdır. Çünkü asıl amaç, ticari ilişki kurma ihtimalimiz kuvvetli olan ülkelerde hem Türkçe bilen, hem de Türkiye’yi daha çok seven insanlar gurubu oluşturmaktır.

Üniversite kapılarındaki yığılma çok fazladır. Türkiye’nin nüfus yapısı, bu yığılmanın artacağını göstermektedir. Devlet konuyu çözemediğinden, önce yay-kur sonra açık öğretim adı altında eğitim vererek sorunu azaltmaya uğraşmaktadır. Ancak bu eğitim sisteminin günümüzdeki yapısında kalite düşüktür. Aslında açık öğretim, şekli ve yapısı gereği üniversite olamaz. Bu şekilde eğitim ancak, iş hayatında zaten çalıştığı bir konuda teorik bilgiler alarak kendisini geliştirmek isteyenlere yararlı olabilir. Bu durumda kişinin alabileceği diploma, üniversite diploması değil, yüksek okul diploması olmalıdır. Açık öğretim eğitiminin verilmesi yetkisi, sadece bir üniversiteye verilemez. Rekabet olmayan yerde kalitenin olması ihtimali düşüktür. Yeniden yapılanma uygulandığında kendisini geliştiren ve kendilerine güvenen bütün üniversiteler böyle bir eğitim ve diploma verme yetkisine sahip olmalıdır. Ülkede bu kadar çok TV kanalı varken böyle bir rekabetin serbest bırakılması eğitimin kalitesini düşürmez.

Üniversiteleri ve ülkenin geleceğini aydınlatacak yöntemleri tartışırken, sosyal bir sorun olan öğrenci yığılmalarını da azaltmak gerekir. Üniversite kapısındaki yığılmaları önleme düzenlemelerine ilk öğretimden başlanılmalıdır. İlk öğretim üç guruba ayrılmalıdır. Birinci gurupta, matematik zekâsı üstün çocuklar –öncelikle üç büyük şehirden başlamak üzere- ayrı okullarda toplanmalıdır. Bu öğrencilere özel program uygulanmalıdır. Gerekirse bir kısım öğretmenler başlangıç için yurt dışından getirilebilir. Bu zeki çocukların lise ve üniversite eğitimleri mümkünse ayrı okullarda, ya da ayrı sınıflarda yapılmalıdır. İlk öğretimin diğer iki gurubu ise, çocukların matematik zekâ düzeylerine ilaveten görsel, düşünsel, bedensel vb. sosyal zekâlarına göre belirlenmelidir. Öğrenim sırasında öğrencilerin gösterecekleri başarı ya da başarısızlığa göre bir guruptan diğerine geçebilmelidir. Öğrenciler, ilk öğretimlerinde başarılı oldukları zekâ türüne göre, kendilerine uygun olacak meslek liselerine ya da normal liselere yönlendirilmelidir.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler eğitim kurumlarının bir yıl içerisinde açık olduğu gün sayısını gelişmiş ülkelerdeki uygulamaların üzerine çıkarmalıdır. Günümüzde ise maalesef durum tam terstir. Gelişmiş ülkelerde ortalama 210 gün eğitim yapılırken Türkiye’de 180 gün civarındadır. Türkiye eğitimin açık olduğu gün sayısını 220’nin üzerine çıkarmalıdır.

Türkiye’de bilimi ve teknolojiyi geliştirmek için üniversite dışında kurulan kuruluşların hemen tamamı devletindir. TUBİTAK, TÜBA, TAEK doğrudan doğruya bu görev verilmiş kuruluşlardandır. Konu ile dolaylı olarak ilgili olan kuruluşlar da devletindir. DPT, YPK, KOSGEB gibi kuruluşlar dolaylı olarak görevlidir. Bütün bu sayılan kuruluşların sahip oldukları ödeneklere, harcamalarına bakıldığında başarılarında aynı orantı görülmemektedir. Bu kuruluşların dışında sadece TTGV(Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı) Dünya Bankası desteğiyle özel konumda kurulan bir kurumdur. Bu kuruluşla, kamu ile özel sektör arasında bir köprü oluşturulması amaçlanmıştır. Ancak yönetim uygulamalarından dolayı henüz yeterince amaca ulaşılamamıştır.

Yukarıdaki yapı ile Türkiye’de bilim ve teknoloji gelişemez. Bahsedilen kuruluşlar ve hatta bir kısım üniversite öğretim üyeleri, sistemin de getirdiği hatalardan dolayı belki de istemeden, gelişmeyi engelleyici bir konuma dahi düşmektedirler. Sistem bu kuruluşlar, bürokrat ve teknokrat istihdamı yapılan ve çok konuşulup az üretilen yerler haline getirmiştir. Bilim ve tekniği sadece diplomanın geliştirebileceği inancının yerleşmesinde bu kurumların da payları vardır. Bu nedenle bu kuruluşların yönetimleri de süratle çoğulcu yapıya kavuşturulmalıdır.

Yukarıda teklif edilen yeniden yapılanma, orta ve uzun vadede başarılabilecek bir sistemdir. Kısa vadede uygulanacak tedbirler aşağıda aktarılacaktır. Öncelikle orta ve uzun vadedeki düşüncelerin aktarılmasının nedeni, acil eylem planının bir hedef içerisinde yapılmasını sağlamaktır. Eğer, gelecek planı yapılmadan yalnızca kısa vadeli geçici çözümler aranılırsa, sorunları çözmek mümkün olamaz.

Üniversitelerin yönetimlerini çoğulcu yapıya kavuşturmadan YÖK’nun kaldırılması hata olur. Fakat yetkilerinin azaltılması mümkündür. Yetkilerin kısıtlanmasında aranılacak ölçü, üniversiteleri bilimsel ve düşünce özgürlüğüne ulaştıracak ve kalitelerini artıracak yönde olmalıdır.

Üniversitelerde idari görevlere öğretim üyelerinin getirilmesi uygulanmasından vazgeçilmelidir. Mümkünse kendi mezunları içerisinden seçilecek insanlar, sözleşmeli personel şeklinde profesyonel yönetici olmalıdır. Bu yöneticiler, öğretim üyelerinden oluşacak üniversite danışma kurulları(Akademik Konsey)na karşı sorumlu olmalıdır. Fakülte ve bölüm başkanlarının yerine görev yapacak personel ise fakülte danışma kuruluna bağlı çalışmalıdır. Profesyonel nitelikte çalışacak bu kişilerin tayinleri, ücretleri, iş bıraktırmaları, bu kurullar tarafından kararlaştırılmalıdır. Akademik nitelikli olmayan konuların görüşüldüğü YÖK, üniversiteler arası kurul gibi ortak toplantılara profesyonel yöneticiler katılmalıdır. Akademik özellikli kararların alınacağı ortak toplantılara ise üniversitelerin danışma kurulu başkanları katılmalıdır. Öğrencilerin ve öğretim üyelerinin üniversitedeki hal ve hareketlerinin belirlenmesini her üniversitenin danışma kurulları kararlaştırmalıdır.

Sonuç olarak, iş hayatı üniversitenin bilgisinden, üniversite de iş hayatının tecrübesinden istifade etmelidir. Bu enstitüler mühendis ve teknikerler için, meslek içi eğitim çalışmalarının düzenlenmesinde de organizatör olmalıdır.

Türkiye’de yüksek okul mezunlarının nüfusa oranı gelişmiş ülkeler düzeyindedir. Sadece 1978-80 arasındaki üç yılda 201.000 mezun verildi. Hızlandırılmış eğitim verilen bu öğrencilerin yeterli bilgilerle donatıldıklarını hiç kimse iddia edemez. 1981 yılında ise 31.737 kişi mezun oldu. Bunun 1276’sı mühendislik, 458’i matematik, 1323’ü tıp, 1226’sı ekonomi dalındadır. Kalan 27.474 kişi ise diğer sosyal bölümlerden mezun oldular. Halbuki sanayileşmek ve çağı yakalamak için bu rakamlar tam ters olmalıdır. Bugünkü sistemin devamı ülkede mesleksiz ama diplomalı insanların çoğalmasına neden olur. Bu durum da bir ülke için çok tehlikelidir.

Bir ülkede elbette çeşitli sosyal konularda uzmanlara ihtiyaç vardır. Hattâ Türkiye gibi duygusallığın daha hakim olduğu ülkelerde, bu ihtiyaç daha fazladır. Ancak diploma sahibi bir gencin her işi, kendi nefsine beğendirmekte zorlanacağı açıktır. Bu durum zaten duygusal olan insanlarımızı daha çok yıpratmaktadır.

Mühendislik ve fen eğitimi veren fakültelerde, üçüncü sınıftan itibaren derslerde farklılık başlatılmalıdır. Akademik kariyere kalmak isteyenler ile, hemen iş hayatına atılacakların bütün dersleri aynı olmamalıdır. Devamı lisans üstü eğitiminde verilen teorik ders konuları, iş hayatına atılmak isteyenlere zorla verilmemelidir.

Türkiye’de iş hayatında, bir mühendisten beklenenler ile Batıdaki meslektaşından istenenler farklıdır. Bu nedenle ders programlarında ve derslerin içeriklerinin seçiminde ABD’deki falan ünlü bir üniversiteyi taklit ediyor olmak yanlıştır. Üniversitelerin ders programlarının ve içeriklerinin belirlenmesinde o bölümden mezun olmuş siviller de görev almalıdır. Örneğin mühendis odalarının serbest çalışan üyelerinin temsilcileri ile o bölümden mezun olmuş işverenler kurulda görev alabilir.

Ülkenin ihtiyaçlarının gerektirdiği mühendis kalitesinde eğitim veremeyen, bilgili öğrenci yetiştiremeyen fakülteler ülkeye fayda yerine zarar verir . Mühendisleri bilgili ve kapasiteli olmayan ülkelerin, kalkınmaları ve istihdam yaratmaları beklenilmemelidir. Mühendislik seviyesinin tespiti için Milli Meslek Komiteleri kurulabilir. Bu kurumun yapacağı imtihanlar mühendislik fakültelerinin kalite sıralamasında esas alınabilir.

Sonuç olarak mühendislik diplomasının alınması zorlaştırılmalıdır. Mevcut fakültelerden başarısız olanlar, tekniker eğitimine yönlendirilmelidir.

Gerek mühendisler için ve gerekse sanat okullarında, günümüzde uygulanan staj sistemi, ciddiyetle bağdaşmamaktadır. Öğrencilerin staj konuları mutlaka ciddiyetle ele alınmalıdır. Geçici çözümler yerine sistem değiştirilmelidir. Öncelikle staj süreleri aynı dönem için 4-6 ay olmalıdır. Stajyerlerin sigortalarını öğrencinin adına okulları yapmalıdır. Öğrenciler çalışmaları karşılığında ücret almalıdır. Firmalar stajyer yetiştirmeleri oranında bazı indirimlerden yararlanmalıdır. Örneğin, çalışan stajyer sayısı devlet ihalelerinde firmaya ek bir puan sağlamalıdır. Ancak, sadece imza attıran veya atanlara yaptırımlar uygulanmalıdır. Yalnız defter imzalatan öğrenci için sınıfta kalma, işyerine gelmeyen öğrencinin defterini imzalayan mühendis için tekrarı durumunda, diplomasının geçici olarak iptali gibi caydırıcı uygulamalar yapılabilir.

Tekniker yetiştiren okullar yeniden açılmalıdır. Günümüzdeki iki yıllık meslek yüksek okulları mezunlarının çoğunluğu, bu görevi üstlenecek konumda değildir. İki yıllık olan bu  okullar iyileştirilmelidir. Aksi taktirde mezunlarına teknisyen denilmesi ve teknisyen kadrolarında çalıştırılması, sadece bir ülkenin kendisini kandırması demektir. İki yıllık meslek yüksek okullarına normal lise mezunları en az sayıda alınmalıdır. Eğer bunlar teknisyen olacaklar ise, lise geçmişleri aynı meslek dalında olmalıdır. Yoksa, deney alanı ve atölye imkânları yetersiz olan bu okullarda iki yılda tekniker yetiştirilemez. Belki kendini yetiştirenler olacaktır, ama önemli olan sistemi kurup çoğunluğu yetiştirmektir.Yeni üniversite açılmasında, öncelikle ilgili yörenin maddi katkısı olup olmadığına bakılmalıdır. Meslek Yüksek Okullarının yapısı eski tekniker okullarının işlevine döndürülmelidir. MYO’ları üniversitelerden ayrılarak, MEB’na bağlı kuruluşlar haline getirilmelidir.

Meslek lisesi mezunu bir kişinin üniversitelerin her bölümüne girememesi, hesaplamada lise puanının düşük sayılması, temelde doğru bir harekettir. Benzer şekilde normal lisede okuyanlar da, iki yıllık meslek yüksek okullarına girerken benzer uygulama yapılmalıdır. Böylece insanlar, gelecekle ilgili seçimlerini daha önce yapmaya zorlanacaklar ve normal liselerdeki yığılmalar azalacaktır. İlköğretimin yapısında yapılmasını önerdiğimiz değişiklikler de, bu konularda yardımcı olacaktır.

Esas olan diploma değil, meslek sahibi olmaktır.

Üniversitelerin kontenjanlarının belirlenmesinde Türkiye’nin mevcut şartları ile birlikte geleceğin mesleklerinin neler olacağı göz önüne alınmalıdır. Öncelikle sanayi olmak üzere bilgisayar, genetik bilimi, elektronik, ekonomi gibi konulara ağırlık verilmelidir. Diğer taraftan bazı mesleklerin seçimi için öğrencilerden istenilen bilgi türü ve ağırlıkları değiştirilmelidir. Öğretmenlik ve avukatlık gibi bazı mesleklerin seçiminde öğrenciler ayrıca psikoloji testine tabi tutulmalıdır. Felsefe öğrencisi, hakim olmak isteyen hukuk öğrencisi gibi kişilerde MF(matematik-fen) puanı aranılmalıdır.

Türkler sanayi, elektronik, kimya vb... konulardaki devrimleri yakalayamadı. Önlerinde yine kaçırmak üzere oldukları, ama zorlanırlarsa yetişebilecekleri tek konu kaldı: biyoloji konusundaki gelişmeler. Türkiye ve Türk dünyası biyolojinin hammadde kaynaklarına bol miktarda sahiptir. Bu nedenle konu son derece önemlidir. Gerek üniversite ve gerekse lise öğreniminde buna ağırlık verilmelidir. Gerekirse eğitim kurumları yeniden yapılandırılmalıdır. 

 

 

                                                                                     İsmail Hakkı KÜPÇÜ
Sanayici - Yazar

Başa Dön | "Üniversitelerin Görevleri ve Yeniden Yapılanma" makalesini yazdır


Yazıların bütün hakları İsmail Hakkı Küpçü'ye aittir
 

Önceki | Ana Sayfa | Geri Dön | Sonraki

Son Güncelleme 19.02.2005

kamagra bivirkninger cialis online danmark cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen viagra en ligne cialis effet secondaire levitra en ligne kamagra gel pas cher levitra avis cialis 20mg pas cher cialis ou viagra kamagra 100mg pour femme in nederland hvor kjøpe generisk cialis på nett i Norge
kamagra online uk levitra online uk buy cialis london cialis pills for sale uk viagra tablets uk viagra for sale uk buy kamagra uk cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen polos baratos polos ralph lauren polos lacoste polos ralph lauren outlet polos hombre polos lacoste baratos in nederland hvor kjøpe generisk cialis på nett i Norge
viagra tablets australia cialis online australia kamagra 100mg oral jelly australia viagra for sale australia cialis daily australia kamagra gel australia levitra online australia viagra priser apotek levitra virkning cialis en om dagen viagra virkning kamagra bivirkninger cialis online danmark cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen
new balance damen nike free 4.0 flyknit nike free run nike air max nike sneakers nike free run 2 nike huarache louis vuitton taschen nike free flyknit fred perry polo timberland schweiz nike cortez nike schuhe nike air force 1 air jordan schweiz louis vuitton neverfull fred perry schweiz