"Tarihin Aydınlattığı Gelecek"ten

02.07.2005

Önceki
Ana Sayfa
Geri Dön
Sonraki

 


Tüm İnternette
Bu Sayfalarda
Google

 

TÜRK HALKINDA YABANCI KÜLTÜRLERE KARŞI DİRENÇ

  

Dünyada en geniş coğrafyaya yayılan ve gittiği bölgelerin önemli bir bölümünde halen yaşayan ve soyunun farkında olan tek millet Türklerdir. Türkler, yabancılarla iç içe en çok yaşayan millettirler. Dolayısıyla kültür etkileşimine en fazla maruz kalanlar Türklerdir. (1492 sonrası keşiflerle Avrupalı bazı milletler Amerika’ya göç ederek hakim oldular. Ancak günümüzde Amerika kıtasındaki hiçbir devlet, Avrupalı bir milletin devamı olduğunu söylememektedir. Eğer Avrupalılar, Amerika kıtasına gittikleri dönemde yüksek bir kültür seviyesine sahip olsalardı, gelişmeler mutlaka farklı olurdu.)

Türkler, Müslüman olmadan önce gittikleri bölgelerde yerleşik hayata geçtiler. Eğer yeni bölgede azınlık olarak yaşadılarsa, yabancı kültürlerden daha çok etkilendiler. Ana vatanlarından çok uzaklaşmalarına rağmen gittikleri bölgede kalabalık oldukları zamanlarda etkilenme daha az oldu.

Bir millette yabancı kültürlerden etkilenmeler kendini ”dil” üzerinde ve sanatta gösterir. Dilini kaybeden uluslar kendi benliklerinden uzaklaşırlar. Türklerde dil konusundaki etkilenme, önderlerde her zaman halktan daha fazla oldu. Önderler Orta Asya’da Çince, İran’da Farsça, Anadolu’da Farsça ve Arapça’dan, günümüz Türkiye’sinde ise Avrupa dillerinden etkilendiler. Önderlerin bir kısmının bu davranışlarına karşı her devirde, hem bazı aydınlar hem de bazı yöneticiler mücadele ettiler. Kaşgarlı Mahmud, Divan-ü Lugati’t-Türk adlı eserini bu nedenle yazdı. Hoca Ahmed Yesevi, Divan-ı Hikmet kitabını hece vezniyle kaleme aldı. Halk arasında kavim kavim dolaşarak vaazlar veren Yesevi, Anadolu’nun Türkleşmesinde etkili oldu. Yesevi’nin Türkçe eser vermesi de Müslüman Türklerde, Türk dilinde bir kültür geleneğinin oluşmasını sağladı. Ona görkemli bir anıt mezar yaptıran Timur ve Timurlular ile Özbeklerin ilk sultanları da Türkçe’nin bozulmaması için uğraştılar.

Orta Asya’da halen sevilen, 1441 yılında Timur’un ilk başkenti Herat şehrinde doğan (Nizameddin) Ali Şir Nevai (öl.1501), Çağatay Türkçe’siyle yazdı. Gençlik döneminde diğer bazı aydınlar gibi Türkçe’den uzaklaşmaya başlayan şair, bu konuda şöyle diyor. "Ana dilim üzerinde düşünmeye koyuldum. Türkçe’nin derinliklerine dalınca on sekiz bin alemden, daha yüksek bir alem göründü. Bu alemin süsler, bezekler içinde enginleşen göğü, dokuz kat gökten daha üstündü. Bu erdemler, yücelikler hazinesinin incileri, yıldızlardan daha parlaktı. Bahçelerindeki gülleri güneşler gibiydi. Bu alemin aydınlık alanlarında ilhamımın şahlanan atını koşturdum."  Şair aynı konu içerisinde, hem Müslümanlığın inanışı olan "on sekiz bin alem" den, hem de eski Türk inanışı olan "dokuz kat gök"ten bahsetmiştir. Halbuki İslâm inancında gök yedi kattır. Bu sözleri kendisinin, Müslümanlıkla Türklüğü çok iyi birleştiren bir şair olduğunu gösterir. Belki de bu kadar sevilmesinin sebeplerinden birisi kullandığı  dil ise, diğeri de bu anlayışıdır.

Demek ki Türk aydınları, Türkçe’nin derinliklerine inecek yoğun emek, bilgi ve beceriyi gösterirlerse dilin edebi ve felsefi alanda kullanımı da artacaktır.

Türkçe’yi etkilemiş olan diller, kendilerinden önce Müslüman olan Arapların ve Farsların dilleridir. Türk dilinin Arapça ve Farsça’dan etkilenmesinin en önemli nedeni dini ortaklıktır . Eğer birlikte yaşamaktan etkilenselerdi, Slav, Fin, Ermeni, Rum, Bulgar, Boşnak, Sırp, Arnavut vb. gibi dillerden etkilenirlerdi. Halbuki Türkçe bu dillerden az etkilendi, ama onları daha çok etkiledi. Sadece Rumca’dan bazı balık ve yemek isimleri Türkçe’ye geçti.

Türklerin yaşadıkları hareketli hayata, eski dünyanın bilinen bütün önemli halklarıyla savaşmalarına, Sibirya’dan çıkıp Pekin’e, Delhi’ye, Semerkand’a, İsfahan’a, Tebriz’e, Kazan’a, Kiev’e, İstanbul’a, Budapeşte’ye, Kahire’ye, Cezayir’e hakim olmalarına, buralarda karşılaştıkları halklarla iç içe beraberce yaşamalarına rağmen, acaba dillerini neden unutmadılar? Aydınlar bazen ciddi anlamda etkilenirken, halkın dili neden etkilenmedi? 

Bunun sosyolojik açıdan farklı sebepleri vardır. Ancak en önemli sebep Türkçe’nin, sanki Türk insanının özellikleriyle özdeşleşmiş olmasıdır. J.P.Roux’ya göre (s.22) Türkçe’nin dilbilimsel yapısı, Türk karakterinin bazı sürekliliklerini yansıtır. Onun ayrıntıdan bahsederken öze giden zihni yöntemini içerir. Türk insanının tutarlılığını, kesinlik, düzenlilik özelliğini gösterir. Türklerdeki kesin, belirli ve değişmez kurallara düşkünlüğü ifade eder. Uyum ve denge eğilimini ortaya koymayı sağlar. Böylece dilin tutuculuğu, o dili kullananın tutuculuğuna denk düşer. Türkçe’nin yabancı kelimelere karşı koyan yapısı ve disiplini, Türkçe konuşanın disiplinliliğine, öze çabuk varışına ve davranışına uygun düşmüş olur.

Türkçe, bozkır ikliminin haşinliğini belgelercesine, kısa fakat anlam yüklü ve sert seslerin sıralanması şeklindedir. Ünlü dilci Max Müller "Türkçe’nin dilbilgisi, şekilde hayret verici güzelliktedir. Fiil (eylem), isim vb. gibi unsurlarda görülen uyarlık ve düzen, bütün kolları ile Türk dilinin bünyesinde var olan açıklık ve yalınlık, insan zihninin ve ruhunun dil yapısında ne kadar yükselebileceğini gösterir."

Türkçe’de, konuşurken sonradan akla gelen düşünceler, başka dillerdeki gibi bağlantı ekleri kullanarak eklenemez. Türkçe’de doğru bir cümle kurabilmek için, konuşmadan önce düşünmek gerekir. Bu da zihni disiplin demektir. Böylece, gerçekçi bir Türk anlayışı doğmuştur. Türk anlayışı hayale dalmaktan hoşlanmamış, teorik (nazari) ve metafizik (soyut) konularla fazla ilgilenmemiştir. Türkler genelde, önce gördüğüne sonra güvendiklerinden duyduklarına inanırlar. Bu nedenle Türklerde; Hint, Sami, Fars, Yunan düşünce sistemlerinden çok farklı bir yapı oluştu. İslamiyet’i kabulden sonra da, bu durum çok uzun süre devam etti.

TÜRKÇEDE BOZULMA

Halkın kullandığı Türkçe, aydınların başka dillere yönelmelerinin sonucunda bazı zamanlarda sıkıntılı anlar yaşadı. Nitekim, I. Göktürk Devleti’nin yıkılışı sırasında aydınların dilinde değişme başladı. İslâmiyet’e geçiş sırasında Farsça etkili oldu. Bu anlardan birinde, Karamanoğlu Mehmet Bey, Konya’yı ele geçirdiğinde duruma müdahale etmek zorunda kaldı. 13 Mayıs 1277’de "Bundan böyle çarşıda, pazarda, dergâhta Türkçe’den başka dil kullanılmayacaktır." diyerek insanları uyardı. Bu tarih günümüzde dil bayramı olarak kutlanmaktadır. Anadolu’da Karamanoğlu’nun Türkçe’ye sahip çıkışının daha ciddisini Orta Asya’da Timur ve torunları ile ilk Özbek Sultanlarının uyguladıklarını ilgili bölümlerde belirtmiştim.

Bu duruma düşülmesinin önemli sebeplerinden birisi, Selçuklularda resmi dilin Farsça olmasıdır. Diğer bir etkili neden de, Türkçe’nin ünlü uyumuna hiç uymayan, sadece üç sesli harfi olan, Türkçe’nin bazı sessiz harflerini de kapsamayan Arap alfabesinin kullanılmasıdır. Farslar, Arap alfabesini alırken, bazı eklemeler (p,j,ç gibi) yaptılar. Türkler ise değişiklik yapmadan -aynen- Arap alfabesini kullandılar. Sadece sesli harfleri artırmak için hereke noktalamalarını kullandılar.

Farsça divan yazan Yavuz Sultan Selim’in Hilafeti İstanbul’a getirmesinden sonra Türkçe, Arapça’nın etki alanına daha fazla girmeye başladı. Ülke çapında ünlü halk ozanları daha az yetişmeye başladı. Dr. Müfid Ekdal’ın aktardığına göre (s.13), 14 Mart 1827 yılında Sultan II. Mahmut tarafından, Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendiye kurdurtulan "Tıphane"de (tıp fakültesi) eğitim Fransızca yapılmak zorunda kalındı. Hatta, Dr. Müfüd Ekdal’ın aktardığına göre, bu duruma üzülen padişah ağlamıştır. Bu kadar vahim durumlara gelinirken, halkın dilinde de bozulmalar oldu. Halkın kullandığı Türkçe’deki bozulma aydınlarınkinden azdır. Bunun muhtemel nedenleri şunlar olabilir. Halkın okuma-yazma oranının düşük olması. Köylülerin yabancı kelimeleri daha zor söylemeleri. Halkın, duygularını gizlemeyen yalın ve açık yapıda olmaları. Diğer bir anlatımla,  Türklerin özelliklerinden uzaklaşmamış olmaları. Aydınlara iyi gözle bakmamaları şans oluşturdu.

TÜRKÇEDE TOPARLANMA

Osmanlının son dönemindeki milliyetçi aydınlar bu konuya eğildiler. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yöneticiler, Türkçe’deki bu genel bozulmanın derhal düzeltilmesi gerektiğini düşündüler. Bunun için öncelikle yazımı daha kolay ve ünlü harfleri daha çok olan Latin alfabesi kabul edildi. O dönemlerde SSCB egemenliği altındaki Türkler de Latin alfabesini kullanıyorlardı. Alfabenin adı Kiril idi ama, harfleri Latince yazılımdı. Rusların 9. yüzyıldan itibaren kullandıkları Kiril alfabesi, bir ara 43 harf kullanımına kadar çıkmıştı. Ama, 1917’de yaptıkları son değişiklikle 30 harfe indirildi. Ancak, her cumhuriyetin kullandığı alfabede, birbirlerinden farklı 3-4 harf kullandırttılar. Sonuçta her Türk Cumhuriyeti’nin alfabesi birbirinden farklı oldu. Böylece, birbirleriyle yazışmaları zorlaştığı gibi, Türkiye Cumhuriyeti ile de yazışıp anlaşamadılar.

Türkiye Türkleri, Latin alfabesine geçerken, atalarının alfabe değişikliğinde yaptıkları hataya düşmediler. Kendilerine uygun görmedikleri bazı harfleri çıkardılar, bazı harfleri eklediler. Latin alfabesini kendilerine uyarlamaya çalıştılar. Köylülerin konuşmalarını aynen yazıya dökmekte, bu harfler de yetersiz kalıyordu. Ancak hedef, İstanbul Türkçe’sinde birleşme olduğundan, konuşma dilinin yazıya aktarımında 29 harfli alfabe fazla zorlanmadı.

Türk Dil Kurumu dili sadeleştirmek, yabancı sözcük ve tamlamalardan kurtarmak için seri bir çalışma başlattı. Elbette birçok konuda olduğu gibi, işe hızlı başlayan ve değişik düşüncelerin etkisinde kalan dil bilimciler de, aşırılıklar ve hatalar yaptılar. Ancak, sonuç genel anlamda başarılı oldu. Aşırı gidenler, yazılarını halkın hiç okumadığını ve aydınların bile anlamadığını gördükçe, kendilerini düzelttiler. Düzeltemeyenler fildişi kulede kaldılar, okunmadılar.

Günümüzde Türkiye Türkçe’si, kelimeler açısından yenilendi. Ancak, son yıllarda Fransızca, İngilizce vb. dillerden, Türkçe’ye gereksiz kelimeler girmektedir. Bu durumdan aydınların ve basın-yayın kuruluşlarının sorumlulukları çok fazladır. Zorunlu olarak Türkçe’ye giren yabancı kelimelerin dışındakilerde dikkatli davranılmalıdır. Orta Asya’da ise, Rusça kelimelerin Türkçe’ye girmesi, ileride Türkler arasındaki dil birliğini engelleyecek önemli konulardan biridir. Gerek Türk Dil Kurumuna ve gerekse aydınlara, Türkçe’nin korunması ve geliştirilmesi konusunda önemli görevler düşmektedir.

Türkçe ile Türk insanının arasında kuvvetli bir bağın olduğu muhakkak. Çünkü tarihte I. Göktürk Devleti, Balkan Bulgarları, Tabgaçlar, Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devleti’nin yıkılışlarında toplumda gözlenen ortak özelliklerden biri de, aydınların ve kısmen halkın Türkçe’den uzaklaşmalarıdır. Türkçe’den uzaklaşan insanların önemli bir kısmında, zamanla Türklerin sahip oldukları özelliklerden de uzaklaşmalar ve gerileme başlıyor.

Türkçe’nin Türk insanıyla özdeşleşmesi ve unutulmaması dışında da, Türklerin yabancı kültürlerden etkileşimlerini azaltan başka sebepler de vardır. Bunlardan bazıları, eritilmeye karşı direnme, kimseyi zorla Türkleştirmeye çalışmama, yabancılarla evliliğin azlığı olarak sayılabilir. Yoksa kültürün gelecek nesillere aktarımının temel taşları olan yazı ve din Türklerde tarihin süreci içerisinde değişmiştir.

Türklerin yazı, din ve dil konusundaki durumu ise, diğer milletlerden çok farklıdır. Yazıları, önceleri Runik alfabesi idi. Sonra, Göktürk alfabesine geçildi. Göktürklerden sonra Batıya giden Türklerden Hazarlar, Bulgarlar, Peçenekler bu yazıyı kullandılar. Zaten Karadeniz’in kuzeyine yerleşen bu Türklerde uzun süre, Göktürklerin kurucusu Aşina sülalesi yönetimde kaldı. Orta Asya’da kalanlar ise Uygur alfabesini kullanmaya başladılar. Müslümanlığın kabulünden bir süre sonra Arap yazısına geçildi. Kutadgu Bilig, ilk yazılışında Uygurca idi. Sonraki nüshaları Arapça’dır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra ise, Latin alfabesine geçildi. SSCB bünyesindeki Türkler ise Kiril denilen alfabeyi kullanmak zorunda bırakıldı.

Türklerde din de aynı kalmadı. Müslümanlığa geçilene kadar, eski Türk dininin dışında çeşitli dinler bölgesel olarak etkili oldu. Müslümanlık ise 11. yüzyılda bütün Türklere şamil hale geldi. Sadece Uygurlar arasında Manicilik dini 15. yüzyıla kadar taraftar buldu. Müslümanlık Türklerin benliklerine işledi. Ancak, halkın dili de aydınlarınki gibi değişikliğe uğrayarak Türkçe unutulsa idi, sadece din Türk milletini ayakta tutabilir miydi sorusuna kesin bir cevap vermek zor.

Türkler sanat konusunda elbette yabancı kültürlerden etkilenmişlerdir. Kitabın Türklerin Müslümanlığı kabulü bölümünde örnekleriyle belirtildiği üzere, bu etkileşim hiçbir zaman yabancıları taklit şeklinde olmadı. J.P.Roux’nun ifade ettiği gibi, Türkler her gittikleri yerde akıllarını kullanarak, kendi gelenekleri ve anlayışları ile çevreden aldıklarını birleştirmeyi hep başardılar. Yeni bir yaratıcılık örneği vererek kendilerine özgü eserler ortaya koydular.

İsmail Hakkı Küpçü

Başa Dön | "Türk Halkında Yabancı Kültürlere Karşı Direnç" makalesini yazdır


Yazıların bütün hakları İsmail Hakkı Küpçü'ye aittir
 

Önceki | Ana Sayfa | Geri Dön | Sonraki

Son Güncelleme 02.07.2005

kamagra bivirkninger cialis online danmark cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen viagra en ligne cialis effet secondaire levitra en ligne kamagra gel pas cher levitra avis cialis 20mg pas cher cialis ou viagra kamagra 100mg pour femme in nederland hvor kjøpe generisk cialis på nett i Norge
kamagra online uk levitra online uk buy cialis london cialis pills for sale uk viagra tablets uk viagra for sale uk buy kamagra uk cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen polos baratos polos ralph lauren polos lacoste polos ralph lauren outlet polos hombre polos lacoste baratos in nederland hvor kjøpe generisk cialis på nett i Norge
viagra tablets australia cialis online australia kamagra 100mg oral jelly australia viagra for sale australia cialis daily australia kamagra gel australia levitra online australia viagra priser apotek levitra virkning cialis en om dagen viagra virkning kamagra bivirkninger cialis online danmark cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen
new balance damen nike free 4.0 flyknit nike free run nike air max nike sneakers nike free run 2 nike huarache louis vuitton taschen nike free flyknit fred perry polo timberland schweiz nike cortez nike schuhe nike air force 1 air jordan schweiz louis vuitton neverfull fred perry schweiz